Ana Sayfa | İletişim  
   05 Eylül 2010     

 

Türk Japon Vakfı Başkanı Prof. Dr. C. Tayyar SADIKLAR'ın 2010 Türkiye'de Japonya Yılı Mesajı


 
 
 
  ÜYE GIRISI
Gönder
  Şifremi Unuttum
  Yeni Üye
 

Prof. Dr. C.Tayyar SADIKLAR

29 Ocak 2010

Türkiye’de Japonya Yılı

Ülkeler arası belirli bir yılın ülke adıyla anılması uygulamasını Japonlar başlatmıştır. Örneğin Japonlar kendi ülkelerinde “İtalya Yılı” ve 2003 yılında da “Türkiye Yılı” ilan etmişler bu uygulamalardan faydalı sonuçlar almışlardır.

2003 yılında Japonya’da Türkiye Yılı uygulaması yapılmıştır. Yıl boyunca Türkiye’den gönderilen sanat eserleri, sanatçılar, sergiler Japonların beğenisine sunulmuştur.

Dışişleri bakanları arasında bir anlaşmaya dayanan bu uygulama bu yıl da Türkiye’de “Japonya Yılı” olarak yapılmaya başlanmıştır.

Bu uygulamalar oldukça uzun ve zahmetli hazırlıkları gerektirmektedir. Nitekim 2003 Japonya’daki Türkiye Yılı’nın başarıya ulaşması için çok sıkıntılı bir çalışma yapılmıştır. Her şeyden önce hazırlıklara geç başlanmış ve bu yılın açılışı Türk Japon Vakfı Kültür Merkezi’nde zamanın Başbakanı Abdullah Gül tarafından 16 Ocak 2003 tarihinde yapılmıştır. Hazırlıkların geç başlamasına rağmen oldukça başarılı bir sonuç alınmıştır. Bu başarıda Tokyo Büyükelçiliğimizin ve özellikle Büyükelçi Solmaz ÜNAYDIN’ın büyük katkısı olmuştur.

            2010 yılının Türkiye’de Japonya Yılı olarak ilan edilmesindeki nedenlerden biri Ertuğrul Fırkateyn’inin 1890 yılında Japonya dönüşünde batmasıdır. Bu olay ve buna benzer iki acı olay Türk – Japon dostluğunun temelini oluşturmuştur.

            2010 Türkiye’de Japonya Yılı için birçok konuyu özetleyen Fahri Başkanı, Altes Prens Tomohito Mikasa’nın mesajı şöyledir:  

            “2003 – 2004 yıllarında büyük bir başarı ile gerçekleştirilen “Japonya’da Türkiye Yılı” Türkiye’ye yoğun bir ilgi uyandırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Japonya açısından vazgeçilemez bir dost ülke olduğunu anladığımız bu gün, 2010 yılının “Türkiye’de Japonya Yılı” olarak kutlanacak olmasının, ülkelerimiz açısından tam doğru zamanda gerçekleşen bir proje olduğu kanaatindeyim.

            1890 yılında Osmanlı İmparatorluğuna ait Ertuğrul Fırkateyni, Japonya’yı ilk kez ziyaret etmiş ve İmparator Meiji tarafından kabul edilmesinin ardından dönüş yolculuğuna çıktığında Wakayama eyaleti, Kashinozaki açıklarında 16 Eylül tarihinde tayfuna yakalanmıştır. Geminin kayalıklara çarparak batmasıyla 500’ün üzerinde denizci hayatını kaybetmiştir. Balıkçıların gayretli kurtarma çabaları neticesinde hayatta kalan 69 denizcinin, İmparator Meiji’nin talimatıyla Kongo ve Hiei isimli iki askeri gemiyle ve halkın kendi aralarında topladıkları yardım paraları ile birlikte salimen ülkelerine dönmüş olmalarını önemseyen Türkler, bu yılı Türkiye ile Japonya arasındaki dostluğun başlangıç yılı olarak kabul etmişlerdir. Bundan 95 yıl sonra, İran – Irak savaşı şiddet kazandığında Tahran’da mahsur kalan Japon vatandaşlarına yardım eli uzatan Türkiye Cumhuriyeti, “Denizde gördüğü iyiliğe havada karşılık verircesine” dönemin Cumhurbaşkanı’nın talimatlarıyla sivil uçak göndererek mahsur kalan Japonları kurtarmıştır.

            Japonya ile Türkiye ilişkileri yukarıda bahsettiğim gibi, diğer ülkelerle ikili ilişkilerde görülmeyen, nadir dostluk ekseninde, 120. yıldönümüne vasıl olmuştur. Asya kıtasının batı ucunda yer alan Türkiye Cumhuriyeti ile doğu ucunda yer alan Japonya; siyaset, ekonomi, kültür ve sanat başta olmak üzere çeşitli alanlarda yakın ilişki içindedir. Özellikle, “Arkeoloji” alanında, 10 Temmuz 2010’da dünya tarihinin kültürle kronolojisinin yeniden muhakeme edilmesi bakımından önem arz eden Kaman – Kalehöyük kalıntılarının yanında açılacak merkez, dünyada ilk defa, araştırma, sergileme, saklama ve barınma gibi dört amaca hizmet edecektir. Bundan böyle “Anadolu Arkeolojisi”nin incelenmesine ve araştırılmasına önemli katkılar sağlaması beklenmektedir.

            “2010 Türkiye’de Japonya Yılı”nın ülkelerimiz arasındaki dostluk ve iyi niyet ilişkilerinin daha da gelişmesine vesile olmasını içtenlikle diliyorum.”

 

            Türkiye Cumhuriyet Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Türk tarafının fahri başkanlığını üstlenmiş ve bir mesaj yayınlamıştır.

            Türk – Japon dostluğunun nedenlerini araştıranlar tarihte yaşanan şu üç olayı vurgulamaktadırlar.

            Bunlardan birincisi, Ertuğrul Fırkateyni’nin batışı ve bunu takip eden Japonların gösterdiği duygusal ve insani yaklaşımlar. İkincisi ise İran – Irak savaşı sırasında Tahran’da mahsur kalan Japonların birçok olumsuz şartlara rağmen bir Türk uçağı ile kurtarılışıdır.

Diğer bir üçüncü olay vardır ki, bu konunun üzerinde yeterince durulmamaktadır. Bu da özetle şöyledir: Birinci Dünya Savaşında Rusya’da kalan 1.018 kadar Türk esirin “Heimeimaru” adlı Japon gemisi ile İstanbul’a getirmek için yola çıkan Yarbay Tsumura’nın gösterdiği mertlik ve kahramanlık tarihe geçmiş bir olaydır.

Gemi Ege adalarına geldiğinde Yunanlılar tarafından durdurulmuş, esirler teslim alınmak istenmiştir. Yarbay Tsumura bunu kabul etmemiştir. Bu sebeple sekiz ay Ege denizinde mahsur kalınmıştır. Japon mürettebatı ile esirlerden açlık ve hastalıklardan ölenler olmuştur. Sonunda esirler bir İtalyan adasına indirilmiştir. Yarbay Tsumura’nun bu seyahat sırasında Türklüğü öven ifadeleri de Genel Kurmay arşivlerinde yer almıştır.

Bu olayda mertlik ve kahramanlık gösteren Japon subayının kızı ve torunlarının adresleri tespit edilmiş bulunmaktadır.

21 Mart – 30 Mart 2005 tarihli Japonya seyahatimiz sırasında bu kahraman subayın torunları Türkiye’nin verdiği Gala yemeğine çağrılmış ve Sayın Cumhurbaşkanımızla tanıştırılmıştır. Ayrıca, üç kızı ve torunları kaldığımız otele tarafımdan davet edilmiş ve kendilerine Vakfımızın Plaketi verilmiştir.

Şüphesiz bu olayların yanında veya üstünde Türkiye ile Japonya arasında uluslararası alanda hiçbir ihtilaf olmamıştır. Bunun etkisi büyük olmuştur.

            Evet, adı konmayan ve nedenleri tam olarak açıklanamayan Türk – Japon dostluğunun daha somut alanlara taşınabilmesi için bazı gayretlere ihtiyaç vardır. Bu konuda Çanakkale’de yapılan bir panel sırasında Japon Büyükelçisi Sayın Yamaguchi’nin de tam olarak ifadelerini tekrarlamak isterim.

“19. yüzyıl Fransız yüzyılı olmuştur. 20. yüzyıl Amerika Birleşik Devletlerinin yüzyılı olmuştur. Türkiye ile Japonya anlamlı bir işbirliği yaparsa neden 21. yüzyıl bir Türk – Japon yüzyılı olmasın?”

            Bu görüşe tamamen katılıyoruz. Ütopik gibi görünen bu amaca ulaşabilmek için 1993 yılında tarafımdan Türk Japon Vakfı kurulmuş ve 1998 yılında Türk Japon Vakfı Kültür Merkezini açılmıştır. Bu yapıtın başka bir örneği Türkiye’de olmadığı gibi Avrupa’da hatta dünyada da yoktur. Bu Kültür Merkezini, Japonlara duyduğumuz sempatinin sembolü olarak çoğunlukla Türklerin gerçekleştirdiğini belirtmek isteriz.

            2010 Türkiye’de Japonya Yılı’nın açılışı Türk Japon Vakfı Kültür Merkezinde 04 Ocak 2010 tarihinde yapılmıştır. Yılın açılışında Japonya Dışişleri Bakanı Katsuya OKADA, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul GÜNAY ve tarafımdan açılış konuşmaları yapılmıştır. Yılın açılışı münasebetiyle Japonların bir anlamda milli bitkisi olan Sakura ağacı dikim töreni, Davul Konserleri, Noh Tiyatro Gösterisi ve Japon giysilerini de tanıtan defileler yapılmıştır. 2010 yılı boyunca da başta İstanbul olmak üzere birçok ilimizde etkinlikler yapılacaktır.

Örneğin;

            -  04 Mart 2010 tarihinde Ankara, Türk Japon Vakfı Kültür Merkezi’nde; Neojaponesk, piyano eşliğinde keman konseri, kaligrafi gösterisi ve sergisi, Japon güzel yazı sanatı performansı ve sergisi, marimbo konseri, on üç parçadan oluşan Japon kıyafetleri sergisi ile “Çocuklarla Etkileşim” atölye çalışması,

- Şubat, Mart ve Nisan aylarında İstanbul ve Ankara’da “Japon Savunma Sanatlarının Ruhu” sergisi,

- 13 Mart 2010 tarihinde İstanbul’da 19. İstanbul Konuşma Yarışması,

- 24 Mayıs 2010 tarihinde Ankara, Türk Japon Vakfı Kültür Merkezi’nde Soprano Satoko TANAKA tarafından Şan Resitali,

- 28 Mayıs – Haziran 2010 başında Ankara’da, “Japonya” sergisi,

- 04 – 06 Haziran 2010 tarihinde Eskişehir’de Japon Bahçesi’nin Açılışı ve Japon Kültür Festivali ile Yalova, Kayseri, Konya, Bursa, İzmir, Mersin, Amasya, Trabzon, Giresun, Samsun, Mardin, Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Kırşehir, Gaziantep ve Çanakkale illerinde de bir çok etkinlik düzenlenecektir.

 

            2010 Türkiye’de Japonya Yılı’nın üç teması Japonlar tarafından şu şekilde ifade edilmektedir.

            -  Japonya’nın güzelliklerini anlatmak

            -  Dostluğumuzun çapını genişletmek

            -  İş birliğimizi geleceğe taşımak.

 

Bu temaların gereği gibi gerçekleştirilmesi halinde Türk – Japon işbirliğinin çok önemli ürünler vereceğine inanıyoruz. Bu amaca hizmet etmek üzere Türk Japon Vakfı çok ilginç bir proje hazırlamıştır. Bu proje “Türkiye’de Bir Japon Kasabası” kurmaktır. Bu projenin gerçekleşmesi halinde Japonlar Türkiye’yi ekonomik anlamda dünyanın diğer bölgelerine ulaşmak için bir üst olarak kullanabileceklerdir. Böyle bir kasabanın kurulması için tarafımızdan araştırmalar yapılmış ve beş, altı yerde Hazineye ait müsait mekânlar bulunmuştur. Bu konuda ki çalışmalar devam etmektedir.

Şunu unutmayalım ki, Türkiye’nin konumu ve potansiyelinin önemi Japonlar tarafından iyi değerlendirilmektedir. Nitekim, Prens Mikasa ve Japonya’nın Türkiye Eski Büyükelçisi Bayan Toyama (Sonradan Bakan olmuştur) Türkiye’yi “Dünyadaki bütün medeniyetlerin kesiştiği yegane yer” olarak tanımlamaktadırlar. Bizler ise bunun farkında değiliz. Devletimizi çökertmek için kendi aramızda kavgalara girişmişiz. Umut ederim ki bir gün gerçeği göreceğiz.

Japonya son yıllarda ekonomisinde bazı sıkıntılar yaşamaktadır. Bunun başlıca sebebi 2009’da yaşanan dünya ekonomik krizidir. Bu çalışkan millet bu krizi de büyük bir çaba göstererek atlatmaya çalışmaktadır. İnanıyorum ki kısa zamanda da atlatacaktır.

Hatırlanacağı üzere, Japonya ekonomi konusunda yazdığım iki kitabımda Japon ekonomisinin potansiyeline değinmiştim. 1971 yılında yayınlanan “Kalkınma Yolunda Japonya Örneği” adlı kitabımda Japonya’nın 2000’li yıllarda zirveye ulaşacağını tahmin etmiştim. Japonlar zirveye tahminimden önce ulaştılar. Ve 1991 yılında yayınlanan “Zirvedeki Japonya” adlı ikinci kitabımda da Japon ekonomisinin gücü tartışılmıştı. Şimdi geriye dönüp baktığımda Japonya’daki mevcut potansiyeli ve yılmadan azimle çalışan insan gücünün bu krizi kolayca atlatabileceğini söyleyebilirim.

Bu iki ülkenin yapacağı işbirliği dünya dengelerini değiştirebilecek nitelikte olacaktır.

 


     Ana Sayfa | TJV HakkındaMini Sözlük | Linkler | İletişim


        Türk Japon Vakfı © 2006

01 12 2005 tarihinden itibaren ziyaretçi sayısı :